|
|
April 14 HER yerde kar var...
Güvercinler, serçeler, sığırcıklar, saksağanlar o sabah terasta yerlerini aldılar.
Nasıl olur, geçen seneyi nasıl unutmamışlar.
Üstelik hepsinin yüzü terasa açılan kapıya dönük. Hatta kimisi camdan içeri bakıyor.
Sanki "Yine aç kaldık" der gibi.
Kar var yerde.
Kent bembeyaz.
Tarlalar-otlaklar karın altında ve doğadaki tüm canlılar kar yağdığından bu yana açlar.
*
Karlı camın önünde, bilgisayarımdan sevgili Cengiz Altınsoy'un bir eski hikáyeye benzeyen mesajını okuyorum:
Bir ciğerci kapısının önündeki kedileri sevmedi, onları istemedi. Sonunda onları çuvala doldurarak uzak bir yere götürüp attılar.
O günden sonra kimse dükkánına gelmedi ciğercinin.
Dükkán bomboş kaldı.
Günler sonra bir yaşlı kadın uğradı sadece, "Oğlum burada ciğerci vardı, nereye taşındı?" diye sordu. Ciğerci bir tek müşteri olsun geldi diye sevindi, "Burası teyze" dedi. Kadın çevresine bakarak mırıldandı:
"İyi ama hani kediler yok... İnsan kedileri görünce burada ciğerci olduğunu anlar..."
Ciğerci kötü bir şey yaptığını anladı, kedilerini aramaya gitti, uzak bir yerde kediler bir başka ciğercinin önündeydi.
Ve içerisi müşteri doluydu. Kedilerini almasına yeni ciğerci izin vermedi:
"Onları veremem... Onları gören buranın ciğerci olduğunu anlıyor, dükkánım ilk kez dolup taşıyor..."
*
Kuşlar balkona dizildiler.
Açlar, aç...
Bir avuç pilav artığı, bir dilim bayat ekmek kırıntısı, sofranın döküntülerini olsun verin.
Doyurun, ölmesinler.
Balkonunuz kirleniyor diye kızmayın sakın, bir an için yüreğinize kanat takın.
Ciğerciyi gösteren kediler gibi, balkondaki kuşlar içerde merhametin-sevginin olduğunu gösterirler.
Dışarısı soğuk...
Yerde kar var... October 18 
BU UNUTULUR MU ? (Ama malesef unuttuk...)
Birinci Dünya Savaşı'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kismi da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.
Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Cünkü gözler yanmıştı...
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.
Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar...
Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA 3 dakikanızı almaz bu yazıyı arkadaşlarınıza göndermek.
ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK. September 12 Le Coin ve King Fisher'ın önünden yürüyerek, Biletix'e gittim, Babylon'daki konser için Trakya All Stars Featuring Smadj'a yer ayırttım, sonra, The House Cafe, Princess Hotel ve Moviplex'in yanından Zara'ya çıktım, Schlotzsky's Deli, Massimo Dutti, Nine West ve Mc Donalds'ın önünden, Burger King ve Marks&Spencer'ın olduğu tarafa geçtim, Lacoste ve Mango'ya baktım, üşümüştüm, Starbucks'a daldım, macchiato büyük geliyor, espresso tercih ettim, oradan D&R'ye girdim, Auto Show, Chip ve Cosmopolitan aldım , Crown Cafe, Veni Vidi ve Norht Shield'in önünden yürüyerek, New York Bagel Factory'e geldim, acıkmıştım, fast food severim, ayıptır söylemesi, Philadelphia cream cheese'li bagel ve üstüne pancake yedim, o sırada masada bulunan bir gazetenin Look ilavesine göz attım, alışverişin zamanı diyor, iyi fikir, taksiye bindim, kapısında Taxi yazıyor, önümde giden otomobilin arka camında da baby on board yazıyor, Fenerium'un önünden, Nautilus'un solundan geçip, Capitol'un oraya çıktık, trafik kilit, "oh my god" dedi şoför arkadaş, döndük mecburen, TEM'den gideceğiz , Incity, Kent Plus, Uphill, My World, Moontown, Diamond, Suncity ve Highpark'ın arasından köprüye çıktık, Mashattan sağımızda kaldı, biz sola döndük, Metrocity'nin önünde indim, ağız alışkanlığı "thank you" dedim şoföre, o da "see you" dedi bana, Metrocity'e girmedim , Harvey Nichols'ı merak ediyorum, Angelo Nardelli, Bally, Bashqua, Carnevale, Perigot, Haaz, Fornarina, So Chic, Patrizia Pepe, Swarovski, Scabal, Birkenstock, Cesare Paciotti, Furla, Shisly, Momtobe, Only, Mandarina Duck, Via Pelle ve Kaloo'ya şöyle bir bakıp, Harvey Nichols'a girdim, pahalı, daha bir halk tipi shopping center 'a gideyim dedim, şöyle insanların gönlünce öldüğü, çocukların dövüldüğü falan bir yer, başka bir Yellow Taxi 'ye bindim, radyoda Joy FM açıktı, şoför baktı ki bende Türk tipi var, Power Türk'e çevirdi, Sivaslı Hadise stir me up'ı söylüyordu, dinleye dinleye İstanbul'un biggest alışveriş merkezine geldim, Soleil, Dry, Fleor, Bernardo, Tchibo, De Facto, Jujube, Saffio, Best, Jump, Sun, Silver, Oxxo, Seven Hill, Evita, Bleu Petrol, Sunset, Oysho, Colors, Perspective, Lovesyou, Fever, Little Big, Ravelli, Red Apple, Next, Miss Trendy, Shoeroom, Lilies , hepsi çok güzel, Waly'de ayakkabımı boyatıp, Flower'dan çiçek aldım, Advantage Platinum'u yanıma almayı unutmuşum, Mastercard Gold ile ödedim, parayı öderken aklıma geldi, arada bir çalışıyormuş gibi yapmak da lazım tabii, işe geldim.
Bugün yazmak istediğim konu şu... Eurovision'a yabancı şarkı sözü ile katılırsak, kültürümüz rencide olur mu?
Ben Ermeni değil Türküm
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
-Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü...Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir.
Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.
26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler.
Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz"
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.
"Ben Ermeni değilim" Ne mutlu ki Türk'üm.
September 10
coşkun açtır,nuri abi tok.
coşkun kot giyer,nuri abi beyaz takım elbise
coşkun kaba kuvvet kullanır,nuri uyku ilacı.
coşkun sewgi barındırmaz,kin kusar,nuri abi sewer belli etmez..
coşkun bira içer,nuri abi viski..
coşkun uyuşturucu kullanır ve satar.nuri abi kullanmaz,sattırıır
coşkun arkdaşları ile gezer,nuri abi tek takılır.
coşkun traş olmaz,nuri abi sinek kaydıdır
coşkun cadillac,ponciac giby geniş arabalar kullanır,nuri abi mercedes"e biner.
coşkun mekan dinlemez,nuri abi kesinllkle yatak odası kullanır.
coşkun hedefe her durumda saldırır,nuri abi hedefi baygınlaştırır..
coşkun görevi yaprken kin kusar,kuvvet kullanır,nuri abi dokmunuşlarla işini halleder..
coşkun polis tarafından ilk yakalanır.nuri abi son.
coşkun serseridir,nuri abi organizasyon ve teknoloji insanıdır..
coşkun tecavüz eder ama ispatlayamaz,nuri abi mutlaka kaset kaydı yapar..
coşkun para ve uyuşturucu için babasını satar, nuri abi onurludur..
coşkun emir alır,nuri abi emir verir..
coşkun vasıfsız bir sokak sapığı olarak güdülerinin eseridir..
nuri alço ise.kötülüğü simgeleştiren bir anlayışın ipek bornozundan saten çarşaflı yuwarlak yatağına kadar tüm teşkilatı tamam gürbüz ve yiğit igürdür.
tecavüzcü coşkun direk saldırarak sadece şaşkınlık ve korkuya yol açar,,
nuri alço ise tarzında,daha ağır biçimde hayal kırıklılıkları barındırır ve bunlardan beslenir.!!
August 27
History of Rostov-on-Don in dates (1749 - 1994)
- 1749. December 15th. The edict of Russian Empress Elizabeth (Petrovna) about building of frontier custom control post near natural boundary of Bogatiy Kolodez /'Abundant Well'/ to collect tax from goods, brought from Turkey and to outside Russia. The custom post was named Temernitskaya Tamognya.
- 1761. The construction of the fortress, which got name in honor of Saint Dimitry Rostovsky by edict of Empress Elizabeth (Petrovna), began.
- 1779. November 14th. Nearby the fortress a town was founded by Armenian settlers. The town was named Nahichevan, that means 'the first stopping-place'
- 1785. It was set up 'Gorodovaya Gramota' - official document established the town status for the Rostov settlement, the burgomaster was apointed and the Town Hall was created.
- 1797. Ekatherine's undevided authority in the places was abolished, instead Novorossiyskaya province (guberniya), including 12 administrative units /uyezd/ and one of them was Rostov region, was established. Rostov gained the status of head town.
- 1806. August 17th. Edict of Alexsander I transfered authority's offices from Taganrog to Rostov. At the moment, historically, our town was officially named as Rostov.
- 1811. Coat of arms of Rostov was established. On the arms a shield shown and it included two parts: in the left part a fortress tower is depicted, above which - waiving flag, in the right part there were trophy: hauberk and helmet, bow and arrow.
- 1835. The fortress of Dimitry Rostovsky was abolished.
- 1859. The first telegraph station is opened.
- 1860. Construction of Cathedral of Nativity of Mary, Mother of God, was finished. Architect of the project is K.Ton
- 1862. The branch of State Bank was opened.
- 1863. July 5th. Opening of professional theatre of drama in Rostov (also called Gayrabetovsky Theatre)
- 1863. July 19. The first local newspaper - 'Rostovsky(-on-Don) messenger. trade and criminal news leaflet' began to issue.
- 1875. Main railway station was built in Rostov, the biggest in Russia. Rostov had became the major transport knot of Vladicaucasian railway. Beginning of construction main maintenance workshops of Vladi-Caucasian railway.
- 1886. In Rostov the telephone began to be used.
- 1887. In the first time in Rostov tram rails were laid and horse-drawn tram was launched.
- 1896. In Rostov electrical lighting was introduced. 40 electrical lamps were set up along Bolshaya Sadovaya Street.
- 1899. Town Hall building was constructed at the corner(on the crossing) of B.Sadovaya and Nikolaevskogo streets. The city administration is located there at the present.
- 1901. First time in Russia citizens' radio-stations was established by A.S.Popov. They link central Rostov's port and branches of the river Don.
- 1902. 17th November - 9 December. Rostov strike.
- 1904. February. The institute of Rostov authority is established, in which Rostov and Nahichivan took part.
- 1908. August. Completion of construction of Alexsander Nevsky Cathedral, one of the biggest Cathedrals in South of Russia.
- 1915. December 1st. The first lectures started in Warshavasky University (now it is Rostov State University).
- 1917. October 26th. A radio operator of Yacht 'Kolhida' received radio-telegram about beginning of socialist revolution.
- 1920. January 8th. The troops of 1-st Cavalry army burst in Rostov and Nahichevan. The final liberation of Rostov from White Guard.
- 1926. The beginning of mounting of plant-giant of agricultural machinery named 'RostSelMash'.
- 1928. December 28. Resolution of All-union Central Electoral Commission of SSSR(Union of Soviet Socialist Republics or Soviet Union) "About unification of cities of Rostov and Nahichevan-on-Don in single city Rostov-on-Don".
- 1935. November 29. Opening of the biggest in the country theatre named in honor of M.Gorky, which include auditorium for 2200 spectators.
- 1937. September. The Rostov region(oblast) was separated from Azov-Black Sea's territory (Azovo-Chernomorsky kray)
- 1941. November 21th. German army seized Rostov. The first occupation of our city.
- November 29th. Rostov was entirely freed from fascists.
- 1942. July 23th. The second occupation of the city by fascists.
- 1943. February 14th. Rostov entirely freed from fascist invaders.
- 1957. August 7th. Completion of construction of the biggest in Soviet Union Circus building.
- 1959. May 9th. The flame of everlasting glory in honor of soldier and citizen perished during Great Patriotic War (Second World War) was lit in the park of Frunze.
- 1965. October 9th. In the area of Voroshilovsky Avenue a new bridge across the river Don began its functions.
- 1967. September 20th. Palace of Sport(Stadium) was opened in Rostov.
- 1970. December 6th. The edict of Supreme Council of SSSR 'About rewarding of Rostov-on-Don city by the Order of Lenin'.
- 1977. A new river passenger station with 12-floor hotel 'Yakor'(Anchor) were launched.
- 1982. February 25th. The edict of presidium of Supreme Council of SSSR 'About rewarding Rostov-on-Don city by Order of Great Patriotic War (World War II) of the second level'.
- 1983. May. The memorial complex in honor of Rostov liberation was opened.
- 1994. June 1st. The new building of Donskaya State public library was opened.
August 05
madde 1. Yeni baslayanlar için ankara aştidir. soğuğun içine işlediği anda basını kaldırıp etrafta denizi aramaz isen kolay alışırsın.
madde 2: Ankara da deniz yoktur. deniz kenarında bir kentte bir sekilde bulunmuşsan, denizi seviyorsan, ankara yı kısa vadede sevemeyeceksin, hiç kasma. yine de çeneni kapa,ankara iyi güzel de denizi yok abi bea kabilinden düşüncelerini kendine sakla, bu muhabbetleri defalarca kez duymuş olan ankaralılar pek sevencen davranmazlar, sıcak yaklaşmazlar. baygınlık verirsiniz. yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim.
madde 3: Ankara yı istanbul ile, izmir ile kıyaslamaya kalkmayın, bu da sevilmez, hele izmir karşılaştırması tiksinti yaratır. yok kordon vardı yok çiğdem vardı bilmemne... gölbaşı nda denize dökerler adamı allahama..
madde 4: Ankara da kış soğuk geçer. rüzgarı keser, ayazı süründürür. kalın giyinin, bere ve eldiven edinin; öğlen dışarı çıkıyorsanız ve geç saatlerde dışarda bulunmanız gerekecekse havaya aldanmayın. coğrafya dersinde karasal iklim için neler söylerdiniz onları hatırlayın. ya da en iyisi bir gece iliklerinize kadar üşüyün, sonra gece-gündüz sıcaklığı arasındaki büyük farkı anlayın.
madde 5: Çinçin mahallesi denilen yere gece gitmeyin. gündüz de gitmeyin. illa gidecem ben gezerim görürüm hoplarım zıplarım diyorsanız, en fiyakalı, en pahalı giysilerinizi giyin, telefonunuzu boynunuza asın öle gidin.
madde 6: Ankara da deniz yoktur. alışın..
madde 7: Atakule de bir halt yok, boşuna meraklanmayın, çankaya ya sırf atakule için tırmanmayýn. ha eğer ben illa bozkır manzarası görecem edecem diyip de gidecekseniz,hemen aşağıdaki botanik parkına da uğrayın.
madde 8: Ankara da deniz yoktur. deniz aramayın.
madde 9: Metro ya girin, kaybolun, ama alışveriş yapmayın.
madde 10: Odtü, bilkent, hacettepe yahut başkent üniversitesi öğrencisi iseniz, araba almayın, otobüs ve servisi tercih edin. eskişehir yolunun her sabah yaşadığı tıkanıkta tuzunuz bulunmasın. sizin yüzünüzden sınava geç kalmayayım. lütfen.
madde 11: Odtü lü değilseniz, odtü kampüsüne girmeniz, alcatraz dan kaçmanız kadar meşakkatli bir meseledir, bunu bilin. Israrcı iseniz, risk alın ve güvenpark tan kalkan odtü minibüslerinden birine binin, kampüse girişte kimlik soran görevli minibüse girdiğinde, kendinizden emin bir şekilde adamın gözlerine sen benim kim olduğumu biliyor musun bakışı atın. işe yarayabilir. (ne yaparsanız yapın, gerekirse ormana dalın girin ama kimlik diye topkek ambalajı, kupa sekizlisi göstermeyin)
madde 12: Ankara da deniz yok. yok ulan işte, yok
madde 13: Ulus pek sevilen bir yer değildir. eski meclis binasının burada bulunması ulus u güzel kılmaz. zamanla göreceksiniz ki, ulus u hiçbir şey güzel kılmaz, kılamaz; olabilemez. ulus tan ve arka sokaklarından uzak durun.
madde 14: En popüler buluşma mekanları olan kızılay gima yı ve dost kitabevini ni öğrenin.
madde 15: Tunalı hilmi caddesi demeyin. ankaralılar muhtemelen hilmi nin güzel bir isim olmadığını düşünüyor olduklarından direkman tunalı derler. siz de tunalı diyin.
madde 16: Ankara da en güzel mevsim sonbahardır. tadını çıkarın.
madde 17: Trafikte taş düşemez ama milletvekili çıkabilir. kırmızı ışıkta sizi bekletebilir. hazırlıklı olun.
madde 18: Gece ondan on birden sonra sokaklarda kimseciklerin kalmaması normaldir, kimyasal bomba neyin atılmamış, insanlar sığınağa kaçarcasına bir anda ortalıktan kaybolmamışlardır, olağan bir durumdur bu. sakin olun, panik yapmayın.
madde 19: Cadde ortasında düğün dernek görürsen şaşırmayın, bilmediğiniz ankara havalarında da oynamayın.
madde 20. Nerde olursanız olun aşağıya doğru indiğinizde kızılaya çıkarsınız. Pek çok yere yürüyerek gidebilirsiniz, kaybolmak gibi bir şansınız yoktur,bunu unutmayın. "aha nerdeyim lan ben?"dediğinizde ulustasınızdır, panik yapmaya gerek yok, bentderesine doğru gitmediğinizden emin olduktan sonra, hızla metroya ulaşabilirsiniz, müzelerin biraz aşağısındadır. büyük tiyatroyu sorup,entel görünümüne girmeyin, itfaiyeciler çarsısını sorun, kimse sizi kandırmasın. samanpazarı da olabilir. ulus dışınnda ankarada hiçbir yerde absürd bir durumla karşılaşmazsınızz.
madde 21. Etrafınızda, gözünüzü nereye çevirdiyseniz bir robocopa çarptıysa kızılaydasınız demektir.eylem yapılacak anlamındadır bu. korkmayın.yine, bir avuç eylemci için 4 otobüs robocop, çevik kuvvet inmiştir. bu kadar polisi nereye göndersin kardeşim bu devlet?! mantığıyla öyle bakınır dururlar o polisler.
madde 22. Ankarada güz bambaşkadır. özellikle, kalabalığı seviyorsanız, yüksel caddesinde; tenhalığı seviyorsanız, bahçeli 7. cadde hariç her caddesinde ve tandoğanın ara sokaklarında turlarsanız, bir aylığına bu şehri sevebilirsiniz belki. onun dışında bürokrasi hemen her zman kendisini hissettirir de bir tek sakarya caddesine uğramaz gibi gelir bana.
madde 23. Ankara melankoliktir, ekim güzeldir.
madde 24. Metroya binerken her zaman ve her zaman, mutlaka inenlere yol verin. inen ve binenlerin toplu çemkirmelerine maruz kalmayın. metro ve ankaray ı karıştırmayın. ikisi de kızılay da kesişir; ankaray aşti ye gider, metro ise akköprü ve batıkent tarafına.
madde 25. Kar-buz çok olur lütfen dikkatli adımlarla yürüyün.
madde 26. Kavaklıdere, ayrancı mevkilerine belediye otobüslerine bindiğinizde fark edeceksiniz ki otobüsün yaş ortalaması 65-70 civarlarındadır.kork mayın takım elbiselerle otobüse binmenize gerek yok herkes öyle biniyor diye.
madde 27. Genelkurmay önünde ayakkabınızı bağlamak üzere durmayın.makinalı tüfek doğrultuyorlar.
madde 28. Radyo odtü çok hoş bir kanaldır. frekansı 103.1 dir. haftaiçi sabahları modern sabahlar olur güzeldir.
madde 29. Harikalar diyarı, zart zurt gölü ankaranın tarihi yerleri değildir. aldanmayn.
madde 30. Kızılaydaki yapı kredi binasındaki leyleklerin niye birinin yan yan diğerinin de kanatlarını farklı frekanslarda çırparak uçtuğu üzerine kafa yormayın. biz yorduk yararını görmedik. Pazartesi 22.50de gidiyorum Rusya'ya sonunda, benim için bir değişiklik olacak, unutmama yardımcı olacak en azından. İstediğiniz birşey varsa oralardan söyleyin getireyim July 03
500’ DEN BİRAZ FAZLA ÇALIŞANI OLAN
VE
BU ÇALIŞANLARIN
ŞİMDİ OKUYACAĞINIZ SUÇLARI İŞLEDİĞİ
BİR KURUM DÜŞÜNÜN.....
* 3 KİŞİ TECAVÜZDEN YATMIŞ.
* 29 KİŞİ EŞİNE KARŞI
ŞİDDET KULLANMAKLA SUÇLANMIŞ.
* 7 KİŞİ SAHTEKARLIK SUÇUNDAN TUTUKLANMIŞ.
* 19 KİŞİ KARŞILIKSIZ ÇEK YAZMAKTAN SUÇLU.
* 117 KİŞİ DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK
EN AZ İKİ İŞİNDE İFLAS ETMİŞ.
*84 KİŞİ GEÇEN YIL İÇİNDE
SARHOŞ OLARAK ARAÇ KULLANMAKTAN TUTUKLANDI.
*71 KİŞİ KÖTÜ KREDİ GEÇMİŞİ SEBEBİYLE
KREDİ KARTI ALAMIYOR.
*14 KİŞİ UYUŞTURUCU İLE İLGİLİ SUÇLARDAN TUTUKLANMIŞ.
*8 KİŞİ MAĞAZADA HIRSIZLIK YAPTIĞI İÇİN TUTUKLANMIŞ.
*21 KİŞİ HALEN BİR DAVADA SANIK OLARAK YARGILANIYOR.
BUNUN
HANGİ KURUM OLABİLECEĞİNİ
TAHMİN EDEBİLİR MİSİNİZ ?...
VAZ MI GEÇTİNİZ ?...
DEVAM EDİN O ZAMAN !...
T.B.M.M.
*BU ARAŞTIRMA
SON SEÇİMDEN SONRA
TEMPO Dergisi TARAFINDAN YAPILMIŞTIR.
LÜTFEN OY VERİRKEN ŞU ANDA MECLİSTE KOLTUK SAHİBİ BU KİŞİLERİ DÜŞÜNÜN
VE ONA GÖRE OY VERİN !!!
June 22 Baslangiçta , Her sey o kadar güzel olur ki, Tüm yeni baslangiçlar gibi. Çünki , Bilinmeyen dir , Gizemli dir . Hayal edilen ve istenen dir
Sonra , Yavas yavas sekillenir. Bir , bir oturur yerine kareler Ve bir resim çikar ortaya Bu bir kadindir ve bir erkek.
Öncekilere benzemez , farklidir Digerlerine benzemeyen Birseyler vardir bu defa Bir gülüs ve bir dokunus , Vardir ama fark vardir mutlaka
Daha önce bulamadigin ilgi, Bulamadigin , Sevecenlik ve samimiyet. Bulamadigin dürüstlük, Belkide birlikte gülmek Birlikte eglenmek.
Kapilir gidersin iste ,gidebilecegin kadar Artik önemsizdir, öncesi ve sonrasi Düsündügün bu gündür, su andir Ve onunla oldugun zamandir. Alismadigin bir seyleri görmek istersin Farki bir renk, farkli bir tat. Alisik olmadigin duygulari yasamak istersin Sevgi ve sevkat.
Hayatina bir anlam gelir, Gözlerinin içi güler , dans edersin, Özlersin , beklersin.
Bence bu anlar, çok özeldir Kiymeti bilinmeli bu ilk dakikalarin. Sonra istesende dönemezsin, Ilk kivilcim , o ilk bakisa
June 21
Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyü'nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.
İri sormuş birgün. 'Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz mıydık?' Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez. Balıklar hiç...
Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler. Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya. İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi. 'E, tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim' diyerek, onun gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da... Çünkü aşk,suyun içinde de aşktır.
Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı. Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında. Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba'ya kadar yüzecek nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba'ya gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta sıkılan oydu köyün kıyısından. Demek aslında gitmek istiyordu İnce'sinin yanından. Ama bizimki bu durumu anlamadı. Ve onunla Küba'ya varmak için son çabalarla yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar aşıktır. Balıklar da...
'İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına kavuşmaktan iyidir' bile dedirtir aşk insana. Dedirttiği gibi İnce'ye. İki dakika kadar yüzdü ve öldü. Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi, kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü. İnce'yi unuttu. İnce'yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini hatırlatıyorlardı ve şimdi 10 saniye geçmişti ve katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce'yi, ne Küba'yı ne de adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları hatırlatır, balıklara da...
O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın midesinde İnce'yi buldu. Meğer onları yutan aynı balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek. İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını unutacak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün balıklar bilir.
Ya insanlar?
June 07
Önemli olan zorlukları aşabilmek, sevgiyi yürekte tutmak belkide sevgini olumsuzluklara rağmen koruyabilmek. Zordur yaşamak, zordur olumsuzlukların üstesinden gelmek. Önemli olan zorlukları aşabilmek, sevgiyi yürekte tutmak belkide sevgini olumsuzluklara rağmen koruyabilmek. Zamanın azlığından yakınırız hep, önemli olan zamana meydan okuyabilmek. Akıl konuyu bulur zeka bilirmiş, önemli olan zeki olabilmek. Herkesin bir derdi var, söylenip durur, önemli olan sorunlara çare bulabilmek. Bir işe başlamak o işin yarısını tamamlamaktır ya işte önemli olan o işe başlayıp devamını getirmek. Borçlanmak kolay, önemli olan borcunu ödeyebilmek. Önemli olan iş yapmak değil, yaptığın işi en iyi yapmak. Evet biliyorum bunları söylemek kolay ama önemli olan dinlemesini bilmek, dinlediğini anlayabilmek. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır ya işte önemli olan başarını destekleyip sana arka çıkacak o hatunu bulabilmek. Binlerce güzel var birbirinden alımlı önemli olan içi güzel olanı bulabilmek. Analar cefakardır, şevkatlidir ne yapsakta üzülmezler yada bize hissettirmezler, önemli olan onları üzmeden sevindirebilmek. Bu dünyada herşey kolay önemli olan ZORU BAŞARABİLMEK.
Ahmet EVCİ May 18
BAĞLANMAYACAKSIN
Bağlanmayacaksın bir şeye
Öyle körü körüne
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden..
Çok sevmezsen,Çok acımazsın,
Çok sahiplenmeyince,
Çok aitte olmazsın hem.
Çalıştığın binayı,
masanı,telefonunu,kartvizitini,
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi,Ayı,Yıldızları,
Mesela kuzey yıldızı,
Senin yıldızın olacak.
O benim “ diyeceksin,
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela,gökkuşağı senin olacak,
İllede bir şeye ait olacaksan,
Renklere ait olacaksın,
Mesela siyaha
Yada kırmızıya
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Senin değillermiş gibi davranacaksın,
Hem hiçbir şeyin olmazsa,
Kaybetmektende korkmazsın,
Onlarsızda yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın,
Çok eşyan olmayacak mesela evinde,
Paldır küldür yürüyebileceksin.
May 16
|
|
. GOOD
FRIEND:-
(A)ccepts you as you are
(B)elives
in "you"
(C)alls you just to say "HI"
(D)oesn't give up on
you
(E)nvisions the whole of you(even the unfinished
parts)
(F)orgives your mistakes
(G)ives
unconditionally
(H)elps you
(I)nvites you over
(J)ust
"be"without you
(K)eeps you close at heart
(L)oves you for who you
are
(M)akes a difference in your life
(N)ever Judges
(O)ffer support
(P)icks you
up
(Q)uiets yours fears
(R)aises your spirits
(S)ays nice
things about you
(T)ells you the truth when you need to hear
it
(U)nderstands you
(V)alues
you
(W)alks beside you
(X)-plains thing you don't
understand
(Y)ells when you won't listen and
(Z)aps you back to
reality |
December 30 Bana kendini anlatma!
Giderken,
Acın da sevincin kadar büyükse,
Büyüksündür!..
Giderken,
Geride bıraktığındır mirasın..
Seni sen değil,
Arkanda kalan anlatır...
Küsüp barıştığın, didiştiğin,
Aynı havayı paylaştığın anlatır...
Giderken,
Sadece kumsalda bıraktığın izdir
Senden kalan,
Arkandan akan bir damla yaş varsa
İşte odur hatıran!
Ben giderken,
Boğazlar düğümlendi,
Kuşların ağzını bıçak açmıyor!
Ben giderken
Deniz bile bana küsmüş,
Çarşaf gibi, kımıldamıyor...
Ben giderken,
Bulutlar acılarını içine atmış,
Ağlamıyor...
Kimse beni göremez diye mi
Yelken açtım umuda?
Ben giderken,
Bu ada
Koca hatıramı
Gömecek yer arıyor!
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
YEMİN ETTİM BEN BUGÜN
Bugün yemin törenim vardı 3 hafta sonra ilk kez dışarı çıktım özlemişim sivil hayatı, şubat 28 oldumu subayım bende, maillere cvp yazmam çok uzun zaman alacak o yüzden yazamıyorum kimseye kendinize ii bakınbayramda ankaradayım görüşürüz bye December 09 Askerliğim belli oldu, istanbula hava savunma yedek subayı olarak gidiyorum. Umarım güzel bir askerlik dönemi geçiririm. Artık askerlik engelide önümden kalktıktan sonra iyi de bir iş bulursam alllaaaaaaa deymeyin keyfime. Bu belkide yazdığım son blog, ilerde yine yazıcam tabi ama nezaman, nerde kimbilir. Bir dahaki blog da görüşmek üzere byeeee, beni özleyin canlarım ha bide şu ziyaretçi defterine yazarsınız artık November 29 Bir 29 Kasım günü geldim dünyaya saat 16:10 du, o günden beri de her yılın bu günü 1 yaş daha yaşlanıyorum, ne mutlu bana ki tüm sevdiklerim hep yanımda, umarım daha nice mutlu seneler geçiririm tüm sewdiklerimle. Bana iyiki doğdun diyen tüm sevdiklerime bende diyorum ki iyiki varsınız iyiki tanıdım sizleri.
Birlikte nice mutlu senelere October 18 Bir kadın "kadınların erkeklerden üstün olan özelliklerini" yazmış bir "erkek" de ona yanıt ermiş Kadın: Kişiliğimiz kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değişmiyor Erkek: Sizin kişiliğiniz beraber olduğunuz erkeğin cüzdan gücü ile değişiyor Kadın: Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması yada bir aracın bizi sollaması hiçbir şey ifade etmez Erkek: Bizim için de çevremizde diğer hemcinsimizin sahip olduğu mücevherat veya üzerindeki pahalı giysi hiçbirşey ifade etmez Kadın: Kas olacak diye bir zorunluluğumuz yok Erkek: Selüloitler olmayacak gibi bir zorunluluğunuz var ama... Kadın: Aşık oluyoruz.... korkmadan. Erkek: Biz de oluyoruz.... azıcık ödümüz patlıyor ama sebep olanlar UTANSIN Kadın: Evde, banyoda, kıl-tüy dökmeyiz. Erkek: Küvetteki, lavabodaki, yataktaki ve yemekteki saçların çoğu size ait. Kadın: Her sabah tıraş olmak zorunda değiliz. Erkek: Valla ben tıraş olmayı ağda yaptırmaya tercih ederim şahsen. Kadın: Biri birimizin ağzını yüzünü kırdığımız sporlar yapmıyoruz. Erkek: Vahşi bakışlarla birbirinizin gözünü oyduğunuz kıskançlık ,haset, çekememe sporlarıyla yeterin ce uğraşıyorsunuz. Kadın: Hiç iki kadının silahla oynarken birbirini vurduğunu duydunuz mu? Erkek: Hiç iki erkeğin "aman tanrım benim elbisemin aynısını giymiş" diye mahvolduğunu duydunuz mu? Kadın: Horlamıyoruz Erkek: Halt etmişsiniz, hatta hıçkırmıyor, geğirmiyor ve hapşırmıyorsunuz da. Yoksa siz insan değil misiniz?? Size Afrodit diyebilir miyim?  ) Kadın: Az bildiğimiz bir şey üzerinde çok fazla konuşabiliriz. Erkek: Yani çok konuşup hiç bir şey söylemezsiniz Kadın: Birbirimize eşek şakaları yapma adetimiz yoktur. Erkek: Çevrenizde ki diğer hatunlar hakkında senaryo dedikodular üretme alışkanlığınız var ama Kadın:TÜKÜRMEYIZ Erkek: KIRITMAYIZ!! Kadın: Sanat eserlerinin % 90'ı kadınlardan esinlenilmişdir. Erkek: Sanat eserlerinin % 90'ı erkekler tarafından yapılmışdır. Kadın: Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme gibi aptalca karizma krikolarımız yok Erkek: Ortamın en güzeli olma, en zayıf olma, en pahalı giyineni olma, en zengin kocayı bulma gibi krikolarınız var ama Kadın: Askere gitmiyoruz Erkek: Hamile kalmıyoruz Kadın: Kol saatimiz de aynı zaman da hesap makinesi, takometre,barometre,termometre ve radyo olması gerekmiyor. Erkek: Çantamızda ruj, allık, pudra, yedek çorap,ıslak mendil, vs taşımamız gerekmiyor. Kadın:Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günleri parmağımıza kırmızı iplik bağlamadan da hatırlayabiliyoruz Erkek: Ütüyü fişde, yemeği ocakta, arabanın anahtarını kontakta unutmuyoruz. Bunlar daha faydalı..... Kadın: Ortalıkta alakasız her türlü nesne ve özcükten cinsel çağrışımlar çıkarıp günün yarısını seks düşünerek geçirmeyiz... Erkek: Valla geyik olsun diye yapıyoruz. Hem siz günün yarısını güzelleşmeğe çalışarak geçiriyorsunuz. HANGI AMAÇLA : )) Kadın: Kel olmuyoruz (pu ha ha ha) Erkek: AMA GÖĞÜSLERINIZ SARKIYOR!!! 

|